Cuma, Ekim 06, 2006
uykusu çok gözlerim uyan...
meczup geldi iftara. yanında bahsi geçen çocuğu da alıp gelmiş. çocuk olduğu yerden pek ayrılmıyor ama meczup gel deyince karşı çıkamamış. kurdum sofrayı, ezanın okunmasını bekledik. ezandan önce pek konuşmak adeti değildir meczubun. çocuk zaten pek konuşmuyor. neyse, okundu ezan. mezcup gülümseyerek döndü bana, kabul olsun dedi ve bir yudum su içti. çocuk da içinden bişiler söyleyerek mahcup bir tavırla eline hurma alıp, yarısını yedi. sonra bir bardak suyun yarısını içti. devamını getirmedi ne suyun ne hurmanın. biz meczupla bir yandan sohbet edip, bir yanda masada bulunan yiyeceklerden yedik. çocğun başka bir şey yemediğini görünce, neden yemediğini sordum. o da cevaben, yetenden fazlasını yemenin hoş olmayacağını belirtip yediğinin kafi geldiğini belirtti. hurmayı bitirseydin bari dedim. kendi hakkımı yedim dedi. diğer yarısı kimindir diye sordum. kızardı. belki yemez ama, biz mahcup olmayalım, eldekini seninle paylaşmadık demeyelim sevgilimize dedi. bu su ve hurma onun hakkıdır dedi. bir çok hurma var dedim, onlardan götürsen olmaz mı diye sordum. bir çok hurma var, ama bana gelen buydu, bana gelen ve gelmeyeni paylaşmak aynı değildir ki dedi... sustum...
sonra meczuba baktı mahcup bi tavırla. meczup da gülümseyerek, müsade senin, geldiğin için teşekkür ederim dedi. çocuk gülümseyerek kalktı ve gitmeye niyetlendi. durdurdum, daha çay içmedin ki dedim. teşekkür etti ama içmeyeceğini, çayın keyfe kaçacağını ve keyfin kendisini uyuşturacağını belirtti. tekrar teşekkür edip gitti. birer çay koyup oturdum meczubun yanına.
ne olacak bu çocuğun hali diye sordum. nesi var diye sordu meczup. fena bunun durumu dedim, iyi olsa keşke. meczup gülümseyip, iyilik isteyene iyilik verilir, zenginlik isteyene zenginlik, dert isteyene dert, şifa isteyene şifa, v.s. v.s. ... sence o ne istiyor ? bilmiyorum dedim... ikincisi olmayan biri istiyor. bu istek, saydıklarımdan ve sayacaklarından ve sayılabileceklerden farklı...
anlamsız bi şekilde baktım yüzüne. gülümsedi, ne olacak bu kabalığın bilmiyorum dedi. utandım. yine gülümseyerek, bunu bu şekilde söyleyen senden ince değildir, boş ver dedi. sonra çay istedi, biz çay içelim, dalalım dalgınlığımıza deyip bir ilahi mırıldanmaya başladı...
uyan ey gözlerim gafletten uyan...
sonra meczuba baktı mahcup bi tavırla. meczup da gülümseyerek, müsade senin, geldiğin için teşekkür ederim dedi. çocuk gülümseyerek kalktı ve gitmeye niyetlendi. durdurdum, daha çay içmedin ki dedim. teşekkür etti ama içmeyeceğini, çayın keyfe kaçacağını ve keyfin kendisini uyuşturacağını belirtti. tekrar teşekkür edip gitti. birer çay koyup oturdum meczubun yanına.
ne olacak bu çocuğun hali diye sordum. nesi var diye sordu meczup. fena bunun durumu dedim, iyi olsa keşke. meczup gülümseyip, iyilik isteyene iyilik verilir, zenginlik isteyene zenginlik, dert isteyene dert, şifa isteyene şifa, v.s. v.s. ... sence o ne istiyor ? bilmiyorum dedim... ikincisi olmayan biri istiyor. bu istek, saydıklarımdan ve sayacaklarından ve sayılabileceklerden farklı...
anlamsız bi şekilde baktım yüzüne. gülümsedi, ne olacak bu kabalığın bilmiyorum dedi. utandım. yine gülümseyerek, bunu bu şekilde söyleyen senden ince değildir, boş ver dedi. sonra çay istedi, biz çay içelim, dalalım dalgınlığımıza deyip bir ilahi mırıldanmaya başladı...
uyan ey gözlerim gafletten uyan...