Pazar, Kasım 05, 2006

 

fy : yaz abi

taşındık

buraya :
blaog.org

Cuma, Kasım 03, 2006

 

iki tanker kapışıyordu boğazda, başlık ararken ben...

bir fırtına tuttu bizi, deryaya kattı diyordu, yazasım geldi yazma isteği beraberinde bir çok yazılacak şeyi de getiriyor, ama araya başka bir şey girince, gelenler gidiyor... bu haliyle başka bir şeyi anımsattı...

herşeyin başka bir şeyi anımsatması üzerine bir şeyler söylemek isterdim de, boyumu aşar... kaç sıfat biliyorum ki....

yağmuru üstünkörü izlemek keyiflidir. yağmuru hakkıyla izlemek yorucu ve bunaltıcıdır. bu insan kısmısının üstünkörü yaşamasına eskiden kızardım, şimdi kızmıyorum...

sonra, sana bu güzellik hakkın vergisi, geçer bu güzellik sana da kalmaz diyor. titrek bir sesle. zannımca beddua edesi vardı, edememiş. söyleyebileceği en kötü şeyi söylemiş, o da gerçek olan. seviyorum ben eski zaman insanlarını, daha bir insandılar sanki...

yağmur dedim, boğazın üstünde. izliyorum camdan, aslında tam olarak izlemiyorum, gözüm başka yerde, ama yağmurun boğazın üstüne düştüğü çıkmıyor aklımdan. aynı yağmur kim bilir başka nereler, kimler üzerine düşüyordur... ibn hazm vardır, allah rahmet eylesin. güvercin gerdanlığında bahsetmişti, güneş demişti... ortak bir nokta...

bir de aklıma ne geldi şimdi. rahmetli feridettin attar hazretin mantukut tayr da bahsetti bir şeyh efendi vardı. şeyh sani diye kalmış aklımda ama emin değilim, önemli de değil ismi. bir hiristiyan kız için şeyhliği bırakıp peşine düşmüştü, domuz çobanı olmuştu da insanlar kendisini hor görmüştü. iman eden hariç... türlü türlü hikayeler var alemde...

havalar soğumaya başladı, ve bazı insanlar bunun daha çok farkında oluyor. allah daha çok farkında olanlara merhamet etsin, yardım etsin... insan pek merhametsizdir....

birde, yakında başka bir yere taşınacağım nasip olursa. sevgili yazihaneci faruğun izinden giderken, yine onun yardım ve teşvikiyle biraz arazi aldık. değişik ortaklıkları varmış galiba, dedi ki, senin de bir dikili ağacın olsun şu alemde, bahçesini istediğin gibi düzenleyeceğin bir evin. aldık bakalım, hayırlı olur inşallah...

Pazartesi, Ekim 30, 2006

 

dünyayı elesen...


Pazar, Ekim 29, 2006

 

oooo ooo sen yana ben cama, ikimizin resmini çıkartsınlar yan yana dı dı türküsü

Dün gece geç bir vakitte geldiğimde eve, zihnimin kendi içinde bana kapalı düşüncelere daldığını fark ettim. Geç bir vakitte parmaklarım epeyce dolandı harflerin üstlerinde. Doğru harfler bir türlü yan yana gelmedi ki neler olduğunu okuyup anlayayım.
Yorucu ve güzel bir gündü. Bugün yoruculuğunu hissediyorum...

Düğün vardı, bahsetmiştim galiba. Uzun zamandır kalkmadığım kadar erken bi vakitte kalktım. Hatta bir ara yattığım vakit...

Bir iki kaza atlattık, hamd olsun bir şey olmadı. Önemli insanlar taşıdık, dikkat etmek gerekiyordu...

Bir ara evet dendi. Sonra hayırlı olsun sırası, hayırda yarıştık, bi anda sıranın önünde bulduk kendimizi. Muhtelif geçişlerle...

Sonra koştuk yine, başka bir yere. Klarinet vardı darbuka, sonra kanunu duydum dolanırken ortada. İnsan kendinde olmadığı zaman zannımca yapmayı beceremediği işler yapar. Kendimde mi değildim, damatla göbek atıyorduk karşılıklı. İki elim havada silkeleniyoruz düşsün diye kurtlar. Benim kurtlarım zihnimde, silkeledikce zihnime düştü yine. Kıramicanız insanlar olunca neler neler yapıyor insan. İyi alıştım oynamaya. Bide yaşlılık var tabi, bünye kaldırmıyor, yoruluyor... yandan yandan... (ara not: oynamayı bilen biri olsa da öğretse keşke)

Derken yeni çiftin evine doğru harekete geçtik. Ara da damadın ailesinin evine uğradık. Sonra işte yeni eve geçtik. Gelinin abisi tutturdu kahve içilecek diye. Arkadaşlar gitti, aile fertleri kaldı. Bende damadın şöförü ve sadıcı olarak çıktım, kahve içtim. Biraz sohbet edildi ve çıktık. Başka bir arkadaş daha vardı. Onla çamlıcaya gittik yakın diye. Orda da takıldık ikimiz biraz.... yorgunluk olmasa güneşin doğuşunu görürdük herhalde...

Sonra meczuba gittim haber etmeden. Misafiri vardı, rind, buyur ettiler. Daha önce bahsetmişti meczub rind’ten ama tanışma imkanımız olmamıştı. Garip bir adama benziyordu. Dağıtmış, uzun süredir uyumuyor gibi yorgun bir hali vardı. Çay ikram etti meczub, oturdum yanlarına. Susuyorlardı, ben gidince bozuldu sessizlikleri...

Meczubun sesi herzamankinden güzeldi sanki. Kelimelerin her bir harfi birbirinden bağımsız olarak kendi içlerinde tek başına anlamlı bir halde duyuluyordu. Dinledim, sadece dinleyesim vardı. Konuşsam sesimin onun sesinin yanında ne kadar anlamsız ve uyumsuz olacağını duyuyordum düşüncemde. Bir müddet kendimden geçmiş halde dinlerken meczubun rind’e dönüp, buda kendince rind olma heveslisi, ne dersin olurmu ? diye sordu. Birden kendime geldim bu soruyu duyunca. Rind gülümsedi. Bana dönerek, öyle bir heves mi vardır diye sordu. Cevap veremedim. Daha doğrusu cevabını bende bilmiyordum, meczub söyleyince fark ettim kendimdeki bu isteği. Rind gözlerini gözlerimden ayırmıyordu, cevap bekliyordu benden. Nasip dedim. Gülümsedi. Sonra, ne olacak rind olunca diye sordu. Yine cevap veremedim. Buna dair zihnimde bazı cevaplar varmış oysa. Sorular soruldukça cevaplar buluyordum, sanki soru sorulmuyordu da bir şeyler anlatılıyordu ve öğreniyordum. Sen hiç bir kıza aşık oldunmu diye sordu. Duraksadım bir an, haddimi aşan bir cevap vermekten korktum. Rind deminki cevap bekleyen hal içinde gözlerime bakıyordu. Nasibimizce hissettik, isimlendiremedim ama diye cevap verdim. Meczub gülümsedi, rinde dönerek, adım atmış dedi. Rind gülümsedi. Tamam, aşık olarak görelim seni, maşallah diyelim. Bu maşallahı duyduktan sonra titremeye başladım. Sanki asıl ağır sorular şimdi gelecekmiş gibi hissettim. Kortum. Rind korkumu fark etti, sanki soru soracakmış gibiydide sormaktan vaz geçti. Anlatmaya başladı, aşık olan, aşkından dolayı her hatun kişide sevdiğini görendir, rind ise sevdiği dışında kimseyi göremeyen, görmekten ve sohbet etmekten utanan, rahatsız olandır...
Rind meczuba dönerek, bir hatamız olduysa affolsun, düzeltesin yanlışlığımızı, yanılgımızı dedi. Meczub gülümseyip, eyvallah dedi. Sonra bana dönerek, sen artık git dinlen, kendine gel dedi... çıktım...

Yolda gelirken de küçük sevgili aradı. Sohbet ettik yol boyunca. Ağlayasım vardı, ağlayamadım. Dua istedim ve dua ettim, ağlayamayacak kadar katı olan kalbim yumuşasın diye... nasip...

Cuma, Ekim 27, 2006

 

bilmem şu ...

bazen sinirleniyorum, bu hoş bir şey değil...

napıyorum ben ??? ?? ?

eskiden çok yakın olunan insanlarla -dostlar misal- sonradan eskisi gibi olmayıp ama onların başkalarıyla artık o yakınlıkta olduklarını bilmek, ve özel şeyleri artık onlarla paylaştıklarını bilmek üzücü... mesela göz yaşlarını... kıskançlık mı vardır bende nedir... olmadığını sanırdım, olduğunu söyleyene kadar küçük sevgili... mi vardır...

yarın muhtemelen (kuvvetle olan muhtemel) yorucu bir gün olacak. iş yerini açmayacağım. sevgili yönetmen evleniyor. bize de gelin arabasının şöförü olma mutluluğunu verdi, sağolsun... kazasız belasız, güzel bir düğün olur inşallah. mutlu başlar, mutluluk hiç bitmez inşallah...

takım elbise giymeyi de özlemişim. iyi kamufle eder. her yeri örten bir semer...

bilmem şu feleğin bana cevri ne ? diyor türküde, daha önce de yazmıştım galiba. türküde ki bütün diğer sözler sanki sadece bu söylensin diye var...

bu ağlamaklı hali napcaz bilmiyorum...

meczubu özledim :'( ... iki sözünü duysak ne güzel olurdu...

Perşembe, Ekim 26, 2006

 

asker hatırası...

askerde kullandığım bir defter geçti elime. ordayken duyup not ettiğimiz bazı şeyleri okudum, oraya gittim geldim... oysa duyduklarım buraya ilişkindi... garip bu insan ...

----

Usulca odasına girdi. Çocuk fazlasıyla yorgundu. Ölmek ve yaşamak aynı anda geçiyordu zihninin bulanmış düşüncelerinden. Kimilerin eskilerin müziği dediği şarkılar çalıyordu kısık sesle. Dinleyip dinlemediğinden emin olmayarak akan göz yaşlarını çalan şarkılara yordu. Anlamlandırmak için türlü çabalara girişiyordu bir yandan yine de. Boş çabalar... bütün çabalar boş...

Derin bir nefes aldı, tuttu, tuttu, en sonunda nefesiyle beraber sessizce bir isim yükseldi, yüceldi alçak tavanlı odasında. Bir isim... önce ısındı oda, sonra soğudu, sonra çocuk tekrar tekrar zikretti ismi. Yorgundu... bazen hiçbir şey bir isim kadar anlatamaz yorgunluğa sebep olan ağırlığı...

Çocuk gözlerini yumdu ve derin bir uykunun rüyası oldu...

18.02.05 – 02.20
ankara

------

mansur
söylenen neden tekrar söylenir
ateş kendini yakarken yakar bizi
yanarak biz olur tekrar yanarız neden

mansur
bu aşk
cevabı olmayan sorular
ve sorusu olmayan cevaplar
bilindiği gibi bilinmez
neden anlamaz insan....

kül olmaz her yanan
savrulmaz
dile gelmez
beni savuran sendin
seni savuran ben
aynı el \ sevgili eli

mansur
bir beden yetmez yanmaya
bu ateşler yetmez...

13.03.05
ankara
 

şeyh galip dedi

aşıkta keder neyler gam halkı cihanındır
koyma kadehi elden söz pir-i muganındır

Pazartesi, Ekim 23, 2006

 

bayramlık...

ramazan bitti, bayram vaktidir...
bayram etmeden ramazanın hesabını veresim geldi. neler öğrendim...

pur ile konuşurken yalnızlığın oruç tutmak gibi olduğunu, iftarı olmazsa anlamsız olacağını, nefse eziyetten başka bir şey olmayacağını öğrendim... nefse eziyet etmemek lazım, paslanır... sağolsun...

flh ile konuşurken leyla'nın ne olduğunu öğrendim. leyla yoldur, hem yolcun, gözlediğin hem gözleyendir, buraktır, hem burağa binen, hem aşık hem maşuktur, havvadır, ondan evvel adem. v.s... sağolsun...

faruk ile konuşurken, dostların ayrılığı arasında geçen her anın ayrı ayrı uzun birer zaman dilimi olduğunu öğrendim... sağolsun...

şair ile konuşurken, bilmenin susmayı gerektirdiğini, konuşanın değil aslolarak susanın bildiğini ve konuşan, anlatan kişinin dinleyende kendini ölçtüğünü öğrendim... sağolsun...

leyli ile konuşurken, ne kadar bilmediğimi öğrendim. ne kadar öğrenilecek şey olduğunu gördüm... sağolsun...

hepatit den nezaketi ve inceliği öğrendim. kelimelerin nasıl kullanılacağını.... sağolsun...

atabet'ül halayık la konuşurken tevazunun farklı bir şeklini öğrendim. sağolsun...

küçük sevgiliden yanmayı öğrendim. cennetin kapılarının ateşten olduğunu ve bedeni kapıda bırakmadıkça girilmediğini öğrendim. aklın acziyetini, gönlün kudretini gördüm.... sağolsun...

ve bir çok arkadaştan bir çok başka şeyler... burada yazamadıklarım için özür diliyorum. insan pek unutkandır...

adı geçen ve geçmeyen herkese teşekkür eder, hayırlı bayramlar dilerim....

This page is powered by Blogger. Isn't yours?